
|
Mustafa Olpak ile Röportaj: Utanacak Taraf Biz Değiliz |
||
|
78'liler Derneği- 22 Ekim 2007 |
||
|
|
(Evrensel Gazetesinde yayınlanan, Memik Horuz'un Mustafa Olpak ile 8. Kitle Örgütleri Koordinasyonu sırasında yaptığı röportaj'dır. http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=19072) Memik Horuz Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde kurulan Afrikalılar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin genel başkanı. Ataları, Osmanlı döneminde Afrika’dan köle olarak getirilen ve çoğunlukla İzmir yöresinde yaşayan Afrikalı topluluğun yaşamı üzerine Mustafa Olpak’la konuştuk. Mustafa Olpak Mustafa Olpak, gün görmüş kara derili bir adam. 55 yaşındaymış, çok daha genç gözüküyor. İstanbul’a, Kitle Örgütleri Koordinasyonu 8. toplantısına katılmak ve bazı dernek işlerini yürütmek için geçen hafta gelmişti. Basından ve Afrikalılara ilişkin yazdığı kitabından biliyoruz onu. Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde kurulan Afrikalılar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin genel başkanı. Ataları, Osmanlı döneminde Afrika’dan köle olarak getirilen ve çoğunlukla İzmir yöresinde yaşayan Afrikalı topluluğun yaşamı üzerine Olpak’la konuştuk. Siz, Afrikalılar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin başkanısınız. Derneğinizin amacından söz eder misiniz? Derneğimizin amacı, yakın tarihte konuşulmayan, gelenek ve kültürleri unutulan; büyük bir kısmı imparatorluk döneminde köle ticareti yoluyla gelmiş olan ve bugün hâlâ on binlerce torunu yaşayan, o tarihten kalan insanlarla bir iletişim ve dostluk sağlamak, bir bağ oluşturmak. Elbette ki tüm bunlarla birlikte unutulmaya yüz tutmuş kültür ve gelenekleri bulmak, anlamak ve toplumla paylaşmak... Ana amaç bu. Şu ana kadar ne kadar insana ulaşabildiniz? İzmir ve yöresinde yaklaşık 3 binin üzerinde insana ulaştık. Tahminen ne kadar Afrikalı var Türkiye’de? Araştırmalarımız neticesinde henüz bir sayı verir aşamada olmasak da, tahmin ettiğimiz sayı, tüm Anadolu’da 3 milyona yakın Afrikalının yaşadığıdır. Derneğimizin önümüzdeki yıllarda yapacağı çalışmalar ile daha net sonuçlar ortaya çıkacaktır. Derneğiniz kaç yıldır faaliyette? Derneğimiz henüz bir yaşında. Genel merkezimiz Ayvalık’ta. Neden Ayvalık’ta? Ben Ayvalık’ta yaşıyorum. İlk orada başvuruyu yaptık. Üyelerimizin çoğu İzmir yöresinde olduğu için son birkaç aydır İzmir’de şube açmak için yoğunlaştım. Atalarımın Girit’ten Anadolu topraklarına gizlice geldikleri ilk yer, Ayvalık’ın Cunda adasıdır. Burası ilk mübadele duraklarından birisidir. Atalarınızın kölelik ve Anadolu’ya geliş serüvenini kısaca anlatır mısınız? Bu aslında çok yakın bir tarih; 1890-95’li yıllarda yaşanıyor. Kenya Köle Kıyısı denilen yerden, insan tacirlerinin baskınıyla kaçırılıp uzun bir deniz ve kara yolculuğuyla Girit’e getirilip topluca bir Osmanlı ailesine köle olarak satılıyorlar. Yaklaşık 40 yıl o çiftlikte köle olarak çalışıyorlar. O aile, saray temsilcilerinden bir aile mi? Hayır. Şuradan çıkartıyoruz ki ninem, yıllar sonra o çiftlikten sarayın içine satılıyor. Zaten ailem ilk olarak Girit’te dağılmaya başlamıştı. Önce ninemin ortanca kızı, yani teyzem Nuriye, sahiplerinin isteğiyle Girit Adası’ndan İngilizlere satılıyor. Daha sonra da ninem Tete Nuriye, yine sahiplerinin isteği üzerine saray içerisine satılıyor. O aile 40 yıl sonra, 1925 yılındaki mübadelede Anadolu’ya geçmeden önce çiftlikteki köleleri azad ediyor. Ninem, dedem ve aileden geri kalanlar da azad edilen kölelerin içinde. Anadolu’da yeni kurulan cumhuriyet ve yapılanlar, adanın her tarafında duyulmuş durumda. Dedem de kararını Anadolu’ya geçmek üzere veriyor. Mübadele kafilesini taşıyan gemiye bir gece gizlice binip, geminin son durağı olan Ayvalık Cunda Adası’na geliyorlar. Burada neler yapıyorlar? Ailemin o günler açısından bildiği tek iş, hizmet etmek; onlar da bunu yapıyorlar. Ninem ev hizmetçiliğine giriyor, dedem ise hamallık yapıyor. Sonra?.. Sonra, geçim sıkıntısı içinde büyük kızları Zeynep’i de evlatlık-besleme olarak veriyorlar. Ve ailem tamamen dağılmış oluyor. Girit Adası’nda İngilizlere satılan teyzem Nuriye ile Ayvalık’ta evlatlık-besleme verilen teyzem Zeynep, yıllar sonra 1940’larda Büyükada’da, milyonda bir görülecek tesadüfle karşılaşıyorlar. Kardeş oldukları anlaşılıyor ve sahipleri, bu durumdan etkilenerek iki teyzemi de o gün serbest bırakıyor. Daha sonra teyzelerim, anneleri Tete Nuriye’yi de İstanbul’da buluyorlar. Tete Nuriye o zaman seksenine yakın ve iş göremez halde. Kötü anıları nedeniyle İstanbul’da kalmak istemediklerinden, İzmir Halil Rıfat Paşa’ya gidip yerleşiyorlar. Ayvalık’taki anneme bir biçimde bunun haberi ulaşıyor. Annem de İzmir’e gelince, ailemden arda kalanlar burada buluşmuş oluyorlar. Besleme ya da evlatlık denen ilişki biçimi köleliğe mi giriyor? Evet. Bu ilişki biçimi evlatlık, besleme ya da Anadolu’nun çeşitli yerlerinde değişik isimlendirmelerle cumhuriyet döneminde devam ediyor. 1964 yılında Birleşmiş Milletler’in müdahalesiyle cumhuriyet, ‘Evlatlık Yasası’nı kaldırana kadar sürüyor. Bütün bunlar şimdiye kadar görülmemiş, konuşulmamış konulardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun birçok yönü tarihçiler ve toplum bilimciler tarafından araştırılmış, ancak her nedense kölelik konusu hep gözden kaçmış, eğilinmemiş, bakılmamıştır.
Biz derneğimizle
birlikte, Osmanlı köle ticaretinin ne olup olmadığını değil ama onun
sonuçlarından ötürü hâlâ bugün dağılmış on binlerce insana ulaşıp, o
insanların o tarihlerde yaşattıkları kültür ve gelenekleri aramaya
çalışıyoruz. Aslında tam anlamıyla, insan olma hakkımızı arıyoruz.
Aslında devlet böyle bir şeyi istemiyor olabilir mi? Çok kültürlülükten, mozaik bir toplum olmaktan söz ediyoruz, gerçekten de Anadolu çok kültürlü bir toplum olması anlamında çok zengindir. Ancak bu zenginliğinin bir ayağı göz göre göre yok oluyor. Sadece şu tekerlemeyle belki varlıklarından söz edilmiş oluyor: “Yağmur yağıyor, seller akıyor, Arap kızı camdan bakıyor.”
Fakat bu kez Arap
kızı camdan farklı bakıyor. Önce kendi geçmişine; nereden gelip
nereye gittiğine ve bunun yanında, Anadolu halklarının yakın
tarihinde özgeçmişine bakıyor. Kara derili olduğunuz için Anadolu’da size Arap deniyor değil mi? Arap denmesi, Anadolu halkının bir yanılgısıdır. Arap ırkı beyaz tenlidir. Bunu bilememekten kaynaklanıyor. İstanbul’a bir toplantı için geldiniz galiba... Evet, Kitle Örgütleri Koordinasyonu’nun 8. toplantısı için geldim. Ben ilk defa katıldım. Gerçekten çok olumlu; en geniş cephede birliktelik sağlanması için kitle örgütleri arasında dayanışma ve paylaşımı organize ediyorlar. Çok faydalı buldum. Ben, Sayın Milletvekili Sabahat Tuncel’in katıldığı toplantıda yer aldım. Ertesi gün de göçle ilgili bir panele konuşmacı olarak katıldım. Sizin yayınlanmış kitaplarınız vardı, onlardan söz eder misiniz?
Afrikalılarla ilgili
çalışmaya 2000 yılında başladım. Atalarımın öz geçmişini yazmaya
çalıştım. Afrikalıların tüm dünyadaki anlatımları böyle, yani üçüncü
kuşak tarafından olmuş. 1970-80’lerde televizyonda izlediğimiz
‘Kökler’ dizisini, Kunta Kinte’yi hatırlarsınız; onun yazarı da
üçüncü kuşaktan bir Afrikalı. Bu kuşak “araştırmacı kuşak” olarak
biliniyor. Birinci kuşak yaşıyor, ikinci kuşak -özellikle
Türkiye’de- atalarının yaşadıklarından utanıp reddediyor, üçüncü
kuşak ise dönüp kendi tarihine bakıyor. Şu anda bitmiş bir üçüncü kitap çalışmam da var. Bu da Afrikalılarla ilgili; sanırım “Şu Bizim Afrikalılar” adıyla çıkacak. Bir mesleğiniz var mıydı? Ben mermerciydim, SSK’dan emekli oldum. Şimdi dernek çalışmaları ve kitap yazmayla ilgileniyorum. 12 Eylül öncesi İzmir Tariş’te çalıştım. Türkiye işçi sınıfının tarihinde bir dönüm noktası olan o dönemi de yazdım. Ben görünmeyenleri, bilinmeyenleri yazdım. bir afrikalı geleneği ‘dana bayramı’ Bizim Afrikalıların uzun yıllardır Anadolu topraklarında gelenek olarak yürüttükleri, İzmir’de ‘Dana Bayramı’ denen, İstanbul ve Anadolu halkının ‘Arap Düğünü’ dediği; her mayıs ayının ilk cumartesi günü kutlanan bir bayramımız var. Bu, İstanbul’da Veli Efendi Hipodromu’nda ve Çamlıca Tepesi’nde kutlanırmış. Osmanlı’da, tarihçilerin deyişiyle açık kölelik sistemi vardı. Bir zorunluluk değil ama geleneksel olarak, siyah köleler 7 yıl, Gürcü ve Çerkes köleler ise 9 yıl sonra, adına itikname denen azadlık belgesi verilerek azad edilebiliyordu. Tarihte, bu bir araya gelişler, Osmanlı’da kölelerin yılda bir gün izinli olmalarına dayanır. Dana Bayramı’nda tüm köleler bir meydanda toplanırlar. Ortada bir dana vardır ama kesilmez. Daha çok insanların kendi aile ve tanıdıklarını arayıp buldukları, kimin nereye götürüldüğünü öğrendikleri, sorunlarını paylaştıkları ve çeşitli eğlence gösterileri düzenledikleri bir gündür. Bu bayramı, adına Godya dediğimiz kişi düzenler. Godya genellikle bir kadındır. Erkekler de olabilir ama genellikle kadındır. Godya özgür köledir, yani azadlıdır. Köleler içinde sözü dinlenen, önder ve saygın insandır. Hasta iyi edici meziyetleri, bayramlarda dans gösterilerinde bulunmak gibi yetenekleri de vardır. Dana Bayramı’nda kızgın fırının içinde dans eder örneğin. Ayrıca mahkemelerde köle-efendi şikayatlerinde rol aldığı; yaşlı ve hasta kölelerin azad edilmesi konusunda girişimlerde bulunduğu biliniyor. Dana olayına gelince; bu insanların Afrika’daki inançlarına göre dana, hem kutsal hem de maddi açıdan değerli bir hayvandır. Ailelerin zenginliği ve kültürü, kaç danaya sahip olduklarıyla ölçülür. Kaç danan var ya da buradaki “kaç kuruşluk” kavramına denk olarak, orada “Kaç danalık adamsın” deyişi vardır. Kutsallık açısından da, eğer dana bayramı yapılmazsa, yaşadıkları bölgeye kötü ruhların hastalık saçacağı inanışı vardır. Bu gelenek, bizim araştırmalarımıza göre 1960’lara kadar İzmir’in kuytu yerleşim bölgelerinde küçük gruplarla kutlanarak sürdürülmüş. Bu tarihten sonra ilk defa biz, geçen yıl dernek olarak Torbalı Efeoğlu Piknik Sahası’nda 300’e yakın üye ve misafirlerimizle bu bayramı kutladık. Yasalarda resmi bir yasaklama yok. Nüfus kimlikleri 1936’da verilmiş olsa da cumhuriyetle birlikte kölelik, radikal bir şekilde kaldırıldığından bir açıdan ‘Dana Bayramı’na gerek de kalmamış olabilir. Ancak biz bir kültür diyoruz Dana Bayramı’na. Bundan sonra da kutlamaya kararlıyız. Çok ilginçtir, bizim 2006 Mayısı’nda yaptığımız o kutlamada bile, bir kız halasını buldu. Düşünün, yıllar sonra... Bu insanlar cumhuriyetle birlikte sıfırdan başladılar, bugün hâlâ toplumun en yoksul kesimini oluşturuyorlar.
|