
|
Katsayı sorununa ilişkin Mayısta Yaşam'ın Radikal 2'de çıkan yazısı |
|
| |
|
Mayısta Yaşam - 17-12-2009 |
|
|
|
Eğitim sistemindeki adaletsizlikler, geçtiğimiz hafta Danıştay 8. Dairesi’nin YÖK’ün katsayı uygulamasının değiştirilmesine dair kararını iptal etmesiyle yeniden gündemimize geldi. Bir anda tüm siyasi partiler, devlet organları, sivil toplum kuruluşları üniversite giriş sınavlarındaki “katsayı adaletsizliğini” konuşmaya başladı.
Her ne kadar tartışmanın her iki tarafı da “eğitim hakkından”, “adaletten” ve “eşitlikten” bahsetse de, ortadaki anlaşmazlığın bu kavramlarla ilgili olmadığı açıktır. Zira Danıştay, 28 Şubat sonrasında, Çevik Bir’in talimatıyla gündeme alınan ve “irticayla mücadele” adına imam-hatiplerin kendi alanları dışındaki alanlardan üniversiteye girmesini engellemek için hazırlanan “katsayı” düzenlemelerini korumaya çalışmaktadır. AKP hükümetinin de desteklediği YÖK planı ise tam da buna karşı çıkarak imam-hatip lisesinde okuyan öğrencilerin üniversitede kendi alanları dışındaki yerlere girebilmesini sağlamaya çalışmaktadır. Ama tartışmanın ne düz liselerle, ne meslek liseleriyle ne emekçilerin eğitim hakkıyla, ne de eğitimde fırsat eşitliğiyle bir ilgisi yoktur.
Zira aynı eski ÖSS sistemi gibi, AKP hükümetinin savunduğu yeni düzenleme de, anlatıldığı gibi meslek liseleri için avantajlı bir sistem değildir. Önerilen sistem altında meslek liselerinin kendi alanları dışındaki bölümlere girmesi “teorik” olarak olanaklı kılınsa da, “pratikte” neredeyse imkansızdır. Çünkü meslek liselerinin büyük bir kısmı, imam-hatip liselerinin aksine, yeni üniversite sınav sisteminde sorulan soruları çözmeleri için gerekli dersleri liselerinde görmemektedirler. Meslek liselerine giden öğrencilerin sosyoekonomik düzeyinin de dershanelere, özel derslere çuvalla para aktarmaya yetmeyeceğini düşünürsek yeni düzenlemenin meslek liseleri için pek bir yararının olmadığını görebiliriz. Üstelik yeni düzenlemeyle, meslek liselerinin kendi alanlarından girebileceği bölümler de, sınava giren tüm öğrencilere açılmış olduğundan, bu bölümler üzerindeki rekabet artmakta, ve meslek lisesi öğrencileri aslında ellerindekini de kaybetmektedirler.
Ama tüm bunlardan daha önemlisi, eğitimde “fırsat eşitliği” söz konusuysa, üniversite sınav sisteminde kimsenin henüz tartışmadığı çok daha büyük bir “eşitsizlik” sorunu daha var. Üstelik Türkiye’nin sosyoekonomik düzeyi düşük kesiminin bütününü çok ciddi bir şekilde etkiliyor.
ÖSS’de Fırsat Eşitliği Tartışmalarının Görünmeyen Kısmı: Okul Puanları Sorunu
İster 0,8 ile çarpılsın ister 0,15 ile sınava giren öğrencilerin Ağırlıklı Ortaöğrenim Başarı Puanları hesaplanırken kullanılan yöntem sosyoekonomik gelir düzeyi düşük olan öğrenciler için ciddi bir eşitsizliğe, adaletsizliğe neden oluyor. Kolejlere, özel liselere gidecek durumu olmayan ya da dershanelere, özel derslere gidemediği için Anadolu lisesi, Fen lisesi sınavlarını kazanamamış olan öğrenciler açık bir şekilde cezalandırılıyor.
Bu adaletsizliği basit bir örnekle gösterelim: 2009 yılında ÖSS’ye girmiş iki öğrenci ele alalım. Birisi prestijli ve başarılı bir kolejde okuyor olsun diğeri ise Türkiye ÖSS başarısı sıralamasında alt sıralarda kalan vasat bir düz lisede ya da meslek lisesinde. Aynı üniversitede, aynı bölüme girmek isteyen bu iki öğrencinin ders başarılarının, seviyelerinin de aynı olduğunu –örneğin OBP’lerinin 75 olduğunu - farz edelim. Ve iki öğrenci de üniversite sınavında - aralarındaki tüm eşitsizliklere rağmen- aynı sayıda soruyu doğru yanıtlayarak, aynı puanı almış olsunlar.
Normalde fırsat eşitliğinden bahsedenlerin bu iki öğrenciyi de, “en azından” aynı okula yerleştirmeyi savunmaları gerekir. Ancak aksine mevcut okul puanı hesaplaması, bu öğrencilere okudukları okulların düzeyi arasındaki farktan kaynaklı bambaşka puanlar veriyor. Bu örnekte, kolejde okuyan öğrenciye OBP’sinin üzerine eklenilmesi için 18 “ek puan” verilirken, Türkiye ortalaması vasat olan düz liselerdeki öğrencilere sadece 2,5 “ek puan” veriliyor. Arada 15 puanı aşkın bir fark var. Bu fark onlarca Matematik ve Türkçe sorusu demek. Bu fark binlerce öğrenci demek.
Bu cezalandırma sistemi, bugün AKP hükümetinin de savunduğu sistemde hiç de değişmiş değil. AKP hükümeti bu 15 puanlık cezayı -eski sistemin diline tercüme edersek- 12’ye düşürmüş durumda. Kısacası ortada bir değişiklikten bahsetmek mümkün değil. Üstelik bu fark, okul sonuncuları söz konusu olduğunda 25 puana kadar çıkabiliyor.
Fırsat Eşitliğinde Samimiyetin Göstergesi Nedir?
Bugün eğitimde fırsat eşitsizliğine neden olan pek çok faktör var. Sınava kimse aynı koşullarda hazırlanmıyor. Türkiye’de en alt sosyoekonomik düzeydeki öğrencilerin ÖSS’yi kazanma ihtimalleri, Eğitim Reformu Girişimi’nin Şubat ayında açıkladığı araştırmaya göre binde 4’e kadar düşmüş durumda. Meslek lisesinde okuyan bir öğrencinin sınavı kazanma ihtimali %3 kadar. Düz liselerde bu %15’e çıkıyor. Bu hiç şaşırtıcı değil. Bugün Türkiye’deki öğrencilerin önemli bir kısmı liselerinde derslerine girecek öğretmen bulamazlarken, 60-80 kişilik sınıflarda okumak zorunda kalırken, okullarda üniversite sınavında karşılarına çıkacak dersleri işlemezlerken, dershanelere, özel derslere para yetiştiremezken, konfeksiyon atölyelerinde ya da part-time işlerde çalışmak zorundayken fırsat eşitliğinden bahsetmek elbette pek mümkün değil. Katsayılar eşitlense hatta kaldırılsa bile, önümüzde bundan çok daha önemli böyle bir sorun duruyor.
Elbette mevcut sosyoekonomik eşitsizlikleri bir anda ortadan kaldırmak da mümkün değil. Bunu yapamayabiliriz. Ama bu adaletsizliğin üzerine gidebilmek için cesur bir adım atabiliriz. Öğrencilerin kendi başarılarından bağımsız olarak, okudukları liselerin durumları nedeniyle cezalandırılmasına son verebiliriz. Ve bu ülkenin dar gelirli vatandaşlarına, emekçilerine, işsizlik nedeniyle öğrencilerini iyi okullara, dershanelere gönderemeyenlere “pozitif ayrımcılık” uygulayabiliriz.
Mevcut okul puanı hesaplamasını tersine çevirerek, okul puanı hesaplamasında fark yaratan “ek puanı” kolejlere, özel okullara, zaten başarılı öğrenciler yetiştiren fen liselerine, Anadolu liselerine değil; düz liselere, meslek liselerine, onca olanaksızlık içerisinde okuyan, özel derslere, dershanelere gidemeden bu sınava hazırlanmaya çalışan öğrencilerin okuduğu, o yıllardır “başarısız” dediğimiz liselere verebiliriz.
İşte böyle cesur bir adım atabilmek, eğitimde “fırsat eşitliği” yaratma konusunda samimi olmanın temel bir göstergesidir.
Samimiyetin turnusol kağıdıdır.
|